Fotoğraf Sergisi: 'Kimlik ve İtaat' 19 Haziran'a dek Çizgelikedi'de

Çizgelikedi Kadınlar Projesi-II'nin son aşaması olan 'kimlik ve itaat' adlı fotoğraf sergisi, 19 Mayıs-19 Haziran 2009 tarihleri arasında Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi'ndeydi.

Sergi, Çizgelikedi'nin izmir'de yaşayan ve fotoğrafı bir sanatsal anlatım dili olarak kullanan/kullanmak isteyen kadınlara yaptığı çağrıya olumlu yanıt veren Yeşer Sarıyıldız, Ülker Sokulluoğlu, Şehlem Sebik, Nurhan Doğan, Meltem Çiftçi, Latife Özyurt, Işık Gülçubuk, Gönül Ocak, Fenay Ulu, Emel Kayın, Işık Deniz Nalbantoğlu, Canan Gümüşalan, Ayşe Aytün Aytar, Aysun Öküzcüoğlu Taşar, Aynur Şen, Aslı Öktener Köse ile Çizgelikedi'den Arzu F. Güngör'ün proje sürecinde ürettiği fotoğraflardan oluşuyor.

Çizgelikedi Kadınlar Projesi, hem kavramı hem fotoğrafları birlikte tartışmayı, bunun için düzenli toplanmayı ve birlikte derinleşilecek 'kimlik ve....' kavramı çerçevesinde ortaya bir sergi çıkarmayı hedefliyordu, tartışma sürecinde bu kavram ikilisi 'Kimlik ve İtaat' olarak belirlendi.

17 kadın fotoğrafçının 32 çalışmasından oluşan ve gezici olarak tasarlanan serginin izleyen günlerdeki yolculuk takvimi ise İzmir çevresine öncelik verilerek belirlenecek.

http://kimlikveitaat.blogspot.com

Çizgelikedi Gençler Projesi'09























1980 ve sonrasında doğmuş gençlerle gerçekleştirilmesi amaçlanan Gençler Projesi’09 için belirlenen kavram:

“KENTİNE/KENDİNE BAKMAK”

Bu kavram ile, İzmir kentinin varlığını bir zemin/belge/mekan olarak kabul eden; ancak, İzmir’e ait coğrafya, mimari, nesne, durum, vb. üzerinden çalışılmış fotoğrafların değil; fotoğrafçının kendi öznelliği içinde, kendi imgelem dünyası temelli bir yorumu olan fotoğrafların ortaya çıkması amaçlanmaktadır.

TEMEL İLKELER ve UYGULAMA İLKELERİ:
•Bu projemizle, 1980 yılı ve sonrasında doğan gençlerin katılımıyla, belirlediğimiz bir kavrama dayalı fotoğraf üretimleri sonunda ortaya çıkacak bir sergiyi amaçlıyoruz.

•Proje temel ilkelerine ve uygulama ilkelerine uymayı kabul etmek; proje için belirlenmiş kavrama bağlı olarak programlanacak tüm düşünsel üretim(tartışma toplantıları, atölye, söyleşi ve sunumlar, bireysel araştırmalar, vb.) çalışmalarına ve de ertesinde, eleştiriler ışığında gerektiğinde yeniden üretimlerle olgunlaştırıncaya değin sürecek fotoğraf üretim süreçlerine katılmayı yüklenmek ve bunlara ait takvime de sadık kalmak anlamına gelmektedir.

•Fotoğrafların sonuçlandığına dair son karar Çizgelikedi inisiyatifinde olacaktır.

• Projede yer almak isteyen gençler kendi çalışmalarından seçtikleri 5(beş)(*) adet fotoğrafı ve nüfus cüzdan fotokopisiyle, karşılıklı kararlaştırılacak günlerde Çizgelikedi’de ayrı ayrı görüşmeye çağırılacaklardır.

•Görüşmeler doğrultusunda seçilen 15 genç ile, yukarıda tanımlanan proje süreci başlayacaktır.

•Proje sürecinin ürünü olacak 2 adet fotoğrafın sergileme boyutlarında(**), basın dosyası için ise 10X15 cm. boyutlarında baskılarını yapmak/yaptırmak ve standartlaştırılmış paspartu ve çerçeveye göre uygulamak, katılımcı gençlere ait olacaktır.

•İlk sergi Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi Galerisi’nde açılacak, ayrıca İzmir çevresi ve dışına taşınabilmesi için, Çizgelikedi girişimlerde bulunacaktır.

•Serginin farklı yerlerde açılması, ilgili materyallerin tasarlanıp bastırılması vb. proje giderleri, Çizgelikedi’nin kurumsal inisiyatifiyle karşılanacaktır.

•Fotoğraf sahibi gençler, proje takvimi sona erinceye değin, yapıtlarını herhangi bir ortamda kullanmayacak, paylaşmayacaklardır. Bu sırada fotoğraflara ait tüm kullanım yönetimi Çizgelikedi’ye ait olacaktır.

•Çizgelikedi, sergilenen fotoğrafları; basılı, sözlü, internet vb. ortamlarda, projeye ait tanıtımlarda ve kendi tanıtımlarında, yapıt sahibini anarak kullanabilecektir.

•Fotoğraflar, sergi takvimi sona erdiğinde sahiplerine teslim edilecektir.

PROJE TAKVİMİ YAKINDA DUYURULACAKTIR.
(*) Katılmak isteyen gençler ile fotoğrafları eşliğinde tanışmayı, projeye dair ayrıntıları görüşmeyi ve böylece sağlıklı bir başlangıcın adımını atmayı amaçlıyoruz.
(**) 42X92(cm) dikey paspartulu camsız çerçeve içine yerleştirilecek baskı boyutlarına, yapıtlar özelinde karar verilecektir.


7-8 Mart 2009 tarihlerinde, EÜ Fotoğraf Topluluğu/EFOT'un 'Fotoğrafta Öznel Gerçeklik' üzerine "Öz/ne?" başlığı ile gerçekleştirdiği atölye çalışmalarının Mart'09 adımında, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi'nde yapılan atölye çalışmasında, Aykan Özener, Murat Göç ve Tahir Ün ile birlikte Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi'nden Yalçın Çıdamlı ve Arzu F. Güngör de yer aldı. Çıdamlı ve Güngör, Çanakkaleli öğrenciler ile, karşılıklı etkileşimli bir fotoğraf okuma/görsel algılama atölyesi de gerçekleştirdi.




Çizgelikedi BirGün Gazetesi'nde

13 Mart cuma günü, BirGün Gazetesi Ege ekinde Çizgelikedi'ye yer verdi:

Arzu F. Güngör'ün sunumu: Natıonal Geographic Ve Başkalarının Acısına Bakmak

Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi'nden Arzu F. Güngör, 'National Geographic'i Doğru Okumak' ve 'Başkalarının Acısına Bakmak' adlı kitaplardan yola çıkarak, fotoğraf ve fotoğrafın kullanımı üzerine Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü'nde bir sunum gerçekleştirdi.

Sunum hakkında;
'National Geographic'i Doğru Okumak' adlı kitaplarında, uzak kültürleri öğretme iddiasındaki derginin yer verdiği yüzlerce fotoğrafın yakın bir okumasını yapan yazarlar Catherine A. Lutz ve Jane L. Collins; fotoğraflar aracılığıyla kurulan temsil sürecinin sorunlarını gözler önüne seriyorlar.

Arzu F. Güngör, 70'li yılları kapsayan çocukluğunda ve 80'lere yayılmış ilkgençliğinde National Geographic dergisinden çok etkilendiğini, Lutz ve Collins'i antropolog olmaya yönelten derginin, büyük ihtimalle kendisini de fotoğraf ve görsel kültür alanına çeken önemli etmenlerden biri olduğunu vurguluyor.

Güngör, içinde bulunduğumuz ‘ekranlardan/sayfalardan başkalarının savaşını/acısını izleme’ çağında, 'çatışmalarla dolu bir dünyada, tartışmalı konulardan uzak durabilen ve 1970’lere kadar, hastalıklı, yaralı, sakat ve aç insanları kendi bastığı fotoğraflardan tamamen ayıklamış' (*), bugün de fotoğraf seçimlerinden altyazılara varıncaya dek içeriğinde egemen politikanın belirleyici olduğu bir dergiyi eleştirel bir bakışla değerlendirmek ihtiyacı ile, Sontag'ın Başkalarının Acısına Bakmak'(**) kitabından alıntılarla bir girişin ardından, dergideki fotoğraf ve sayfa düzenlerinden örnekleri paylaşarak tartışmaya açmayı arzulamaktadır.

(*) 'National Geographic'i Doğru Okumak', Catherine A. Lutz, Jane L. Collins, Agora Kitaplığı
(**) Başkalarının Acısına Bakmak', Susan Sontag, Agora Kitaplığı

5 Mart 2009 Perşembe, Saat: 17.30

Yer: Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi
Rektörlük Binası Yanı (Bahçeden Giriş)
Bornova/İZMİR

Tel & Fax:
0232.342 95 42
0232.388 40 00 / 25 00

egesanat@mail.ege.edu.tr

www.egesanat.ege.edu.tr e-mail: egesanat@mail.ege.edu.tr

Çizgelikedi Şubat Ayı Etkinliği: 'Otel ve Diğerleri'

'Otel ve Diğerleri'
Fotoğraflar: Emin Aydoğan
Sözel Sunum: Emel Kayın, Yrd.Doç.Dr.

Tarih: 13 Şubat 2009, Cuma; Saat:19.30
Yer: Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi

İzmir’in yaşayan en eski otellerinden Yeni Şükran Oteli’nde, Emin Aydoğan’ın bizzat yaşayarak ortaya çıkardığı fotoğraflarından oluşan sergiyi, 2008’in son günlerinde konunun öznesi mekânda izlerken ortakladığımız duygularımızı paylaşmak istedik. Konuklarımızı “İzmir Oteller Tarihi” kitabının yazarı arkadaşımız Emel Kayın’ın da yer alacağı etkinliğimizde, kentin kimliğine ait mekanlara dair bakış açısını, fotoğraf dilinin anlatımı ile birlikte görmeye davet etimştik... Söyleşinin bir bölümünü içeren notları blogumuzun devamında bulabilirsiniz.

(Fotoğraflar: Emin Aydoğan)


13 Şubat 2009 'Otel ve Diğerleri' etkinliğimizden...

Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi'nde, Emin Aydoğan'ın 'Otel ve Diğerleri' Sergisindeki Fotoğraflarından Yola Çıkılarak İnsan-Mekân İlişkisi ve Belgesel Fotoğrafçılık Üzerine Bir Söyleşi Gerçekleşti.



Emin Aydoğan’ın, İzmir’in yaşayan en eski otellerinden Yeni Şükran Oteli’nde bizzat yaşarken gerçekleştirdiği çekimlerle ortaya çıkardığı 'Otel ve Diğerleri' adlı sergisinden seçilen fotoğrafların bir gösterisi 13 Şubat 2009 Cuma günü, İzmir-Üçkuyular'daki Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi’ndeydi. Gösterinin yanısıra Emin Aydoğan, Emel Kayın ve konuk izleyicilerin katılımları ile bir de söyleşi gerçekleşti.


Hem fotoğraflarının niteliği, hem de konusuyla kurduğu ilişki nedeniyle insanın içini umutla, iyi duygularla dolduran güzel bir sergiyi daha yaygın bir biçimde paylaşmak ve iyi bir fotoğrafçıyı da tanıtmak dileği ile Şubat ayı etkinliğimizi 'Otel ve Diğerleri'ne ayırmıştık; gerek konuşmacıların, gerekse konukların etkin katılımları ile yeni yorumlarla zenginleşerek derinleşen bir söyleşi gerçekleşmesini mutluluk verici buluyor ve katılan herkese teşekkür ediyoruz.

Yaygın belgesel fotoğrafçılık uygulamalarında genellikle konusuna dışarıdan bakan, 'batıdan doğuya', neredeyse 'oryantalist' denebilecek bir bakışın sözkonusu olduğunun ve
bu sergi vesilesi ile, belgesel fotoğrafın kırması gereken bu 'kod' üzerine bir tartışma fırsatı doğmasını önemsediğimizin altını çizmek istiyoruz.


Gösteri öncesi ve sonrasında İzmir Oteller Tarihi’ adlı bilimsel çalışma ve 'Mekân Hikayeleri’ adlı öykü kitaplarının yazarı mimar Yrd.Doç.Dr. Emel Kayın, kentin kimliğine ait mekânlara ve insan mekân ilişkisine dair düşüncelerini , Emin Aydoğan fotoğraflarının oluşum süreci ve hem çalışma mekanı hem de yaşadığı yer olan Yeni Şükran Oteli'ne ilişkin duygularını aktardı.


“Sistem taleplerimizi, taleplerin değişmesi her şeyi değiştiriyor”

Emel Kayın konuşmasına, ‘insanı
bir oteli bir sergi konusu yapmaya götürebilecek arka plana dikkat çekmeyi amaçladığını' söyleyerek başladı ve şöyle devam etti:
'...bir mekânı fotoğraflamanın, yazmanın, düşünmenin, araştırmanın pratikleri, duygu ve düşünce dünyası neler olabilir, bunlar hep önemsediğim sorular olmuştur. İzmir Oteller Tarihi üzerine ilk çalışmaya başladığımda bu şehrin bu konuda ilginç bir yer olduğunu farkettim. İzmir; İstanbul gibi, Beyrut gibi, Selanik gibi erken modernleşme sürecine girdi ve kozmopolit bir şehir olarak 19. yy'da endüstri devriminin bütün getirilerine de çabuk adapte oldu. O zamana dek varolan atlı arabalar ile yapılan seyahatlerden farklı olarak demiryolları ve buharlı gemiler ile yeni bir tür turizm ortaya çıktı, gezginler ortaya çıktı. Yolculuktaki konfor düzeyi arttıkça konaklamadaki konfor beklentisi artıyor. Talepler değişiyor ve her şey değişiyor... Bugün de olduğu gibi,
tüketim toplumu bizlere bir şeyler vazediyor ve ikili ilişkilerimizden, satın alma biçimimize, ayakkabımıza, aşk ilişkimize kadar talebimizi değiştiriyor sistem. Konaklama anlayışı ile aynı zamanda talepler de değişti. Oteller de böylece bizim ülkemize Avrupalı tüccarlar aracılığı ile geldi, önce İstanbul'a Pera'ya ve aşağı yukarı eşzamanlı olarak İzmir'e de geldi, ilk olarak Frenk mahallesine ve sonra da Kemeraltı'na sirayet etti. Önce varlıklı, güçlü aileler bu işe giriştiler, ki bu nedenle bir çok otel belediye başkanlarının adını taşır, Yeni Şükran Oteli de ilk olarak eski belediye başkanlarından Hacı Hasan Paşa'nın adıyla açılmış, daha sonraları 1930'larda altındaki Şükran Lokantası'na göndermeyle 'Yeni Şükran' adıyla yenilenerek hizmet vermeyi bugünlere dek sürdürmüş.

“Dünü bugünde yakalayabilmenin düşü”
Araştırdığınızda bir çok isme ve hikayeye rastlamak ve izlerini sürmek mümkün...Yeni Şükran Oteli gibi hayatını bir otel olarak sürdürmüş yerlerde, kapılara değip o upuzun koridorlarda dolaşırken bir zaman makinasına binmiş gibi olursunuz. Burada gerçek, yaşayan mekânlardan sözediyoruz, tepeden inme projelerle bir sahne dekoru haline getirilmiş mekânlardan sözetmiyoruz tabii. Yaşanmışlık muhafaza edilmişse, dünü bugünde yakalayabilmenin düşünü otellerin içinde yaşıyor olarak bulabiliriz, ama mekânı tarihine yabancılaştırırsanız, size araştırma yapmak için bile bir düş veremez.

İzmir Oteller Tarihi kitabım 2000 senesinde çıkmıştı ve yazılması yedi yıl sürmüştü, o arada çeşitli makamlara yazılar yazıp yıkılmaması için mücadele ettiğimiz Meserret Oteli tüm çabalara karşın yıkıldı ve Yeni Şükran Oteli -o bölgedeki, hâlâ yaşayan tarihi bir otel olarak- Kemeraltı'nda yalnız kaldı. İşte Emin'in sergisi ve fotoğrafları bende 'yeniden başlayabiliriz' duygusu yarattı. Ortam sizi yalnızlık ve imkansızlığın içine düşürdüğü anda -sanat için, bilim için, her şey için- tekrar ümit veren bir süreç aslında bu, Emin'e oteli bize tekrar hatırlattığı için çok teşekkür ediyorum.”


“Dünyanın en sessiz oteli” ile tanışma ve zamanını bekleyen fotoğrafçı
Bir yerel TV kanalında kameraman olarak görev yapan Emin Aydoğan, Yeni Şükran Oteli'ne ilk defa bundan üç yıl önce Kemeraltı'ndaki bir TV çekimi vesilesi ile adım attığını ve otele ilk girdiğinde zamanın durduğunu hissettiğini anlattı. 'Dünyanın en sessiz oteli ve en huzurlu yeri' olarak nitelediği Yeni Şükran'da kalmaya o zaman karar verdiğini söyleyen Aydoğan, “5 yıldızlı bir otele girersiniz, binlerce kapı pencere vardır, hepsi de size duvar gibi bakar. Burada ise her şey çok güzeldi, kapıdan girdiğim andan itibaren bir samimiyet hissettim. Duvarlarda bir sürü ayna, koridorlar boş, mobilyalar duruyor, her şey öylece duruyor, zaman orada durmuş gibi. Neticede orada kalmaya başladım. İnsanlar müthiş, fotoğraflarda bir çoğunu gördünüz, devamlı olarak orada yaşayan 'dedem' diyeceğim yaşlarda olan amcalarım, abilerim var, 15-20 senedir orada kalan insanlar var. Bir süre sonra fotoğraf çekmeye başladım, ama hâlâ makinayı gizlemem gerekiyordu, fotoğrafçı olarak varlığım farkediliyordu, 'zamanı gelmedi galiba' dedim, çünkü birilerinin hayatına girmeniz sözkonusu...3-5 ay geçti, sonra dönem dönem beni dürtmeye başladılar otele yeni bir insan gelince, fotoğrafını çeksene diye...O insanlarla yaşıyoruz, giderek ailemin fotoğraflarını çekiyor gibi oldum. Sergi zamanı gelince de, sergiyi otelde açma fikri beni o kadar heyecanlandırdı ki, serginin kendisinden bile daha güzel bir düşünceydi. Sergi günü, fotoğrafları otelin o uzun koridoruna astık, sabah tuvaletine banyosuna kalkan insanlar odalarından çıkıp bir heyecanla kendi fotoğraflarını arayıp buldular; işte, esas açılış oydu! Otel yaşadığı sürece de sergi orada kalacak. 10-15 günlüğüne gezmeye gidebilir sergi, ama oraya dönecek” dedi.
İzmir'e 1996'da öğrenim için geldiğini ve Kemeraltı ile de TV için çekim yaparken tanıştığını ifade eden Emin Aydoğan, çoğu İzmirli'nin Kemeraltı'nın kıymetini yeterince bilmediğine dair eleştirisini paylaştı ve sözlerine 'Kentin özeti bir yer Kemeraltı; kokusu... dokusu...Gözünüzü kapatın, Kemeraltı'nda bir yolculuk yapın, kokularla yolunuzu bulabilir veya güzel bir şekilde kaybolabilirsiniz. Şair abimiz Dinçer Sezgin'in dediği gibi: 'kuzey-güney-doğu-batı, bir de Kemeraltı...' Başka bir yön, 5. bir yön, Kemeraltı...Tavan arasında duran, ancak oraya çıkıp kapağını araladığımızda bir şeyler keşfedeceğimiz tozlu bir sandığa da benzetiyorum. Yeni Şükran Oteli ise bir insan gibi, çok seviyorum orayı...' diye devam etti.

“önce kalpte izlemek...”
Emel Kayın, bir fotoğrafçının 'çekeceğiniz şeyi önce kalbinizle izleyin' demesini anımsatarak, böyle mekânlara seyir nesnesi veya tüketilecek bir şey olarak bakılmaya başlandığını, insanların makinalarını kapıp 'oraya gidip ben de çekeyim' demesi fikrinin kendisini korkuttuğunu, halbuki Yeni Şükran Oteli'nin yaşayan bir yer olduğunu ve Emin Aydoğan'ın fotoğraflarını üretirken izlediği yolu bu yüzden çok doğru bulduğunu söyledi.

Kayın sözlerine şöyle devam etti: 'Böyle bir yeri çekecekseniz, böyle yapmanız gerekiyor. Öteki türlü, girip bir iki kesit çalıp çıkarsınız, çok da şık olabilir, size övgü de kazandırabilir, ama bu önemli değil, hiç bir şeye böyle yaklaşmamalıyız.
Burada bir hayat sürüyor, sürekli kalan insanlar var, dar mekânlara hayatlar sığdırılmış, detaylar var, bunları, bu imgeleri kavramak önemli ve bunu bir anda yapamazsınız. Bu fotoğraflara bakıp veya o mekânlara bakıp burada dile gelenin 'Bak orada çöküntü var!' olduğu zannedilebiliyor, halbuki burada söylenmek istenen bu değil. Otelleri sağlıklaştırmaktan lüks mekânlar yapmayı anladılar mesela; Meserret Oteli yıkıldığında 'tinercileri temizledik' demişti bana, konum sahibi birisi! Oradaki hayata saygı duymak gerek, oradaki hayatı kavramak gerek...İnsanlar Basmane Oteller Sokağı'na kafileler halinde gidip 'ne güzel olmuş' deyip gerçek hayatın ne olduğunu kavramıyor, 'orada insanlar yaşıyor, saygı duymak zorunda mıyız?’ diye sormuyorlar kendilerine...Dolayısıyla kent halkının gidip o binaların boyanmış cephelerini çekip 'güzel bir şeyler gördük' duygusu içinde evlerine dönmelerinde, mekânla-sanatla ilişkilerini böyle kurmalarında sorunlu bir yan var. Mekâna dair bir fotoğraf sergisi yapmak da, mekândan ve içinde yaşayanların algısından bağımsız değil. Yoksa bütün makinalarımızı alalım, yarın Yeni Şükran Oteli'nin kapısına dayanalım: 'E herkes bizim modelimiz!' Böyle bir fotoğrafçı bakışı var, ve bunu eleştiriyorum. Oraya daldıkları zaman, herkes onların hizmetinde ve poz vermek üzere hazır olmak zorunda, sinirleniyorlar, ben sinirlenen fotoğraf çeken insanlar gördüm. ‘Bir otelin kapılarını açarsa içeri almak zorunda’ Neden ki? Swiss Otel'e gidince içeri alıyorlar mı? Pat! diye fotoğraf çekebiliyor muyuz? Yeni Şükran Oteli'ne dalabilirler, adamın odasına girebilirler, poz vermesini isteyebilirler; biz olsak verir miyiz?”


“batıdan doğuya bakmak?”
Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi'nden Yalçın Çıdamlı da, yaygın belgesel fotoğrafçılık uygulamalarında genellikle konusuna dışarıdan bakan, 'batıdan doğuya', neredeyse 'oryantalist' denebilecek bir bakışın sözkonusu olduğunu ve belgesel fotoğrafın kırması gereken kodun bu olduğunu vurguladı.


(Yazı ve Etkinlik Fotoğrafları ©Çizgelikedi
)






Toplumsal Cinsiyetin Ölümü/Murat Göç

Murat Göç'ün Çizgelikedi'de 21 Ekim 2008'de gerçekleşen 'Toplumsal Cinsiyet Görünümleri' sunumundan yola çıkarak yazdığı 'Toplumsal Cinsiyetin Ölümü' adlı makale, sanal fotograf dergisi fotografya'da yayında:
http://www.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?id=368,0,0,1,0,0

Çizgelikedi Kuşadası'ndaydı

Çizgelikedi, Kuşadası'nda, 17 Ocak-7 Şubat 2009 tarihleri arasında (4 Cts, 16 saat ) bir grup amatör fotoğrafçıya Temel Fotoğraf Bilgileri Semineri verdi.

9 Ocak 2009/Çizgelikedi









Çizgelikedi'de Söyleşi: 'Paris Fotoğraf Ayı ve Paris Photo'08 İzlenimleri, Düşünceler/ Ahmet Elhan, Murat Germen, Refik Akyüz, Serdar Darendeliler





























Söyleşi:

Paris Fotoğraf Ayı ve Paris Photo’08 İzlenimleri, Düşünceler...

Sunanlar:
Ahmet Elhan, Murat Germen,
Refik Akyüz, Serdar Darendeliler



Tarih: 9 Ocak 2009, Saat: 19:30
Yer: Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi
Gürsel Aksel Bulvarı, 43/C Üçkuyular-İZMİR
Kroki için tıklayınız


Geniş Açı” dergisini yayınladıkları 10 yıllık dönemde, gerek Paris Fotoğraf Ayı’nı, gerekse Paris Photo’yu hem izlemeye, hem de okurlarını bu etkinliklerden haberdar etmeye özen göstermiş olan yayıncı ve editörler Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler ile; geçtiğimiz Kasım ayında 19 ülkeden 86 galeri ve 21 yayıncının katıldığı Paris Photo ‘08’i ziyaret eden fotoğraf sanatçısı ve Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Murat Germen, bu önemli etkinliklere dair izlenimlerini ve değerlendirmelerini bizlerle paylaşırlarken; fotoğraf sanatçısı ve Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Ahmet Elhan, fotoğrafın ulusal-uluslararası ortamlardaki koleksiyon değeri konusunda bilgi ve deneyimlerini aktaracak.


Murat Germen
http://www.muratgermen.com/

Ahmet Elhan
http://www.sanalmuze.org/sanatci/Ahmet%5EElhan.htm

Refik Akyüz& Serdar Darendeliler
http://www.fotoritim.com/yazi/genis-acinin-ardindan

Paris Fotoğraf Ayı (Mois de La Photo A Paris) resmi sitesine bağlantı

Paris Photo 2008 ile ilgili cizgelikedi.blogspot.com'un haberine bağlantı

Fuarın resmi sitesinden bağlantılar
Paris Photo 2004
Paris Photo 2005
Paris Photo 2006
Paris Photo 2007
Paris Photo 2008

mutlu yıllar...

24 Kasım 2008/Görsel Kültür Tarihinden Kesitler (Ahmet Uhri-Mehmet Kahyaoğlu) Söyleşisi'nden







Çizgelikedi Ekim Ayı Söyleşisi:Toplumsal Cinsiyet Görünümleri /Murat GÖÇ

21 Ekim 2008, Çizgelikedi-İZMİR






Çizgelikedi Ekim Ayı Söyleşisi:Toplumsal Cinsiyet Görünümleri /Murat GÖÇ

Söyleşi: Toplumsal Cinsiyet Görünümleri
Tarih Boyunca Toplumsal Cinsiyet Temsilleri ve Medya

Sunan: Murat GÖÇ

Tarih: 21 Ekim 2008/Salı
Saat: 19:30

Yer: Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi


Bu sunum, antik çağlardan günümüze toplumsal cinsiyetin ve cinsel kimliklerin toplumsal görünümü, algılanışı ve yansıtılışının gelişimi ve değişimini imgeler üzerinden kısaca özetlemeyi ve toplumsal cinsiyetin doğası, tanımlanması ve özellikle son yüzyılda medya yolu ile yansıtılışı üzerinden kimlik politikalarının dününü ve geleceğini tartışmayı planlamaktadır.

Toplumsal cinsiyet, tarih boyunca insan kimliğinin önemli ve belirleyici bir parçası olmuştur ve bu sebeple de ideolojik egemenlik mücadelesinin önemli hedeflerinden birisi haline gelmiştir. İnsan bedeninin tanımlanması, sınıflanması ve biçimlendirilmesi üzerinden yürütülen bu mücadele, temelde 'insan nedir ve kendisini ne ile tanımlar?' sorularının cevabının da iktidar eli ile tektipleştirilmesi mücadelesidir. Bu sunum, bu doğrultuda, tarih boyunca insan bedeninin ve kimliğinin algılanışını ve değişik dönemlerde kamusal alanda temsil edilişini mercek altına almak ve özellikle son yüzyıl reklam fotoğrafçılığı üzerinden bir kimlik tartışmasına olanak sağlamak amacını taşımaktadır.




(NOT: Murat Göç'ün Çizgelikedi'de 21 Ekim 2008'de gerçekleşen 'Toplumsal Cinsiyet Görünümleri' sunumundan yola çıkarak yazdığı 'Toplumsal Cinsiyetin Ölümü' adlı makale, Şubat 2009 itibarıyla sanal fotograf dergisi fotografya'da yayında:
http://www.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?id=368,0,0,1,0,0)

3 Temmuz 2008/Perşembe, Belgesel Film Gösterimi: '4857'

'4857'
Belgesel Film Gösterimi
Yer:
Çizgelikedi
Gürsel Aksel Bulvarı No:43/C Üçkuyular/İZMİR
Tarih:
3 Temmuz 2008/Perşembe
Saat:
19:30

Belgesel Hakkında:
“4857” belgeselinin çekimleri Ekim 2007-Haziran 2008 arasında gerçekleşti. Ekim 2007’de ard arda gelişen işçi ölümlerinin ertesinde, DİSK/Limter-İş Sendikası’nın çağrısı ile, çağrıya olumlu cevap veren TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İşçi Sağlığı Enstitüsü ve akademisyenlerden oluşturulan Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun rapor çalışmaları da başlamıştı. Komisyon üyelerinin, o dönemde tersenelere giriş izni alamadıkları için çeper bölgelerde, işçi kahvehanelerinde, evlerde, çalışan mühendis ve doktorlarla Oda ofislerinde gerçekleştirdikleri mülakatları yakından takip ederek işe girişen Petra Holzer, Ethem Özgüven, Selçuk Erzurumlu ve Ömer Öztürk’den oluşan belgesel ekibi, Ekim’den beri Tuzla’ya vuran, kaçan, Tuzla’da oluşan pekçok farklı olaya şahit oldular. Hiçbir ulusal veya uluslararası kurumdan destek almadan yapılmış ve kolektif bir emek ürünü olan bu bağımsız belgesel, Tuzla’daki ölümlerle gündeme gelen yaşamı görünür hale getiriyor. Sürecin tüm muhatap ve müdahillerine, ulaşabildiği ölçüde yer veriyor, fakat üst üste koymuyor. “4857”, kaynak ışığından, raspa tozlarından, eş ağıtlarından, inatçı direniş sloganlarından, soğukkanlı açıklamalardan kendi müziğini buluyor. “Tuzla’da 4857 no’lu yasa uygulansın” talebinin hayatına dokunduğu insanları görüyor, gösteriyor.

'4857'

BELGESEL 2008/33'

TÜRKÇE/ ENGLISH SUBTITLE

Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi'ni kuşbakışı görür. Mezarlığın olduğu tepeden aşağı doğru inmeye başlayın. İşte solda geniş askeriye arazisi. Yemyeşil ve insandan arındırılmış. Sonra bıçakla kesilmişçesine betonarme apartmanlar başlar. Tuzla Havzası'nda çalışan işçilerin evleri, sabah yediden itibaren "dışarıda", tersanelerde, deri sanayide, yan sanayide çalışanlar tarafından boşaltılır. Aile evlerinin arasına, ailelerin özlemi ve yataklarla doldurulmuş bekâr odaları karışır. Tepe aşağı devam edin, geminin ufacık parçalarını üreten atölyeler, E5 İçmeler Köprüsü'nün dinmeyen gürültüsü, dört yol ağzındaki hiç boşalmayan amele pazarı, banliyö treninin sesi. İçmeler İstasyonu'nu geçin, işte neredeyse Türkiye'nin bütün tersaneleriyle bezeli Aydınlı Koyu. Kırksekiz ayrı kapıdan her gün geçen işçiler, yüz insan boyu vinçler, saçlar, onları birleştiren hız ve terdir. Tersanelerin zaman birimi yere düşen izmarit, endişesi ölüm ve geçim, umudu ve derdi, hepimizin umudu ve derdidir. Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi'nin kuşbakışı görür.

Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards. Now start walking down the cemetery slope. On your left is the military zone. Green and free of humans. Then all of a sudden you see nothing but concrete blocks of flats. The workers leave their homes around seven in the morning to work "outside", in the shipyards, in leather and side industries. Among the family flats you can also find bachelor apartments filled with beds and longing for the family. Keep walking down the slope: factories manufacturing small ship parts, the unceasing roar from the İçmeler Köprüsü on the E5 freeway, the never empty labor pick-up strip at the crossroads, the sound of the local express train. Walk pass the İçmeler stop, and here is Aydınlı Bay packed with almost all of Turkey's shipyards. The workers who go through forty eight different doors everyday, hundred men high cranes, steel sheets, the speed and sweat which merge them into one. The time unit in the shipyards is the fleeting instant a cigarette bud is dropped on the floor, the split second between making a living and death between hope and pain, their and ours. Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards.

Kamera
SELÇUK ERZURUMLU
ÖMER ÖZTÜRK
ETHEM ÖZGÜVEN

Montaj
SELÇUK ERZURUMLU
ÖMER ÖZTÜRK
PETRA HOLZER

Ses
SERKAN ÇİFÇİ
BÜLENT ÖZCAN

Tercüme
ITIR ERHART
ASLI ODMAN

Yönetmen
PETRA HOLZER
SELÇUK ERZURUMLU
ETHEM ÖZGÜVEN

Teşekkürlerle
OSMAN UMUROĞLU
NEVRA AKDEMİR
AYNUR ÖZBAKIR
ZAFER TOPALOĞLU
CAN AYDIN
MUSTAFA YAZICI
ULAŞ BEŞOKLAR
TOLGA KUTLUAY

Çizgelikedi'nin notu:
Tüm bilgi ve metinler http://4857-belgesel.blogspot.com'dan alınmıştır. Daha fazla bilgi ve film ekibi ile iletisim icin bu adresi ziyaret edebilirsiniz.

Please visit http://4857-documentary.blogspot.com for more information.

20 Haziran 2008/'O kim?' Akyaka'da...






20-29 Haziran 2008/ 'O kim?' Muğla/Akyaka'da...


Kenji Kawamoto soyleşisinden; 2 Haziran 2008/

Kenji Kawamoto 2 Haziran Pazartesi akşamı Çizgelikedi Sanat Galerisi'ndeki “Fotoğraf Tekniğinde Öncü Ülke Japonya’nın Fotograf Dünyasına Tarihsel Bir Bakış” başlıklı sunumunu şöyle noktaladı: “Bugün, Japon Fotoğraf Tarihi hakkında konuştuk. Sunumumu hazırlarken, ağırlıkla Kotaro IIZAWA'nın kitabından yararlandım. O, "savaştan sonra Japonya'daki fotoğrafın 'belgesel'den 'kişisel'e doğru bir değişim yaşadığını" söylüyor. Aslında, tüm dünyada böyle bir eğilim var. IIZAWA'nın bu ifadesini Japon toplumu ile birlikte değerlendirirsek, 1960-1980 arasındaki 'ben' ile, 1990'ların 'ben'i arasındaki bakışın birbirinden farklı olduğunu görürüz. 1960-1980 arası, Japonya'nın ekonomik olarak çok güçlü olduğu bir dönem, oysa 1990-2000 dönemi 'kayıp 10 yıl' olarak adlandırılıyor. Sözünü ettiğim bu bakış farkının bir nedeni de bu olsa gerek.

Çünkü, seksenlere gelinceye dek, 'çalışmanın mutluluğu yakalamak için tek koşul olduğu' inancı hakimdi, gerçekten de başarmak için çalışmak yeterliydi; iyi bir okula gitmek, iyi bir iş ve maaş sahibi olmak, ev sahibi olmak, güvenli ve mutlu yaşamak, vb.... için yeterliydi. 90'larla birlikte işte bu güvenli görünen denge ve 'mit' bozuldu, öyle ki, geride kalan bu refah dönemi 'sabun köpüğü ekonomi' olarak adlandırıldı. Bugün Japon toplumu, iş-sosyal haklar-eğitim-vb. güvencelere artık eskisi kadar sahip olmadığının farkında ve gelecek endişesi yaşıyor, bu da fotoğraflara bir biçimde yansıyor.”